Kafamda bir tuhaflık / Orhan Pamuk

IMG_20151019_235327

 

Orhan Pamuk / Kafamda bir Tuhaflık

” Orhan Pamuk un bu eserinde bozacı Mevlüt’ün 1969 ile 2013 yılları arasında İstanbul’daki hikayesi anlatılıyor.

Uzun bir süre İstanbul sokaklarında yoğurtçuluk, pilavcılık,otopark bekçiliği gibi birçok iş yapar. Bir yandan şehirdeki hızla artan insan kalabalığını izler. Diğer yandan Anadolu’dan gelenlerin nasıl zengin olduğunu ve bu durumun insanları nasıl değiştirdiğini çözümler.

Aynı zamanda ülkenin içinden geçtiği siyasi çatışmalara, kavgalara, darbelere tanık olur. Sürekli gözlem yapan ve düşünen Mevlüt kafasındaki tuhaflığın cevaplarını ve karşılığını arar. Bunu da en güzel kış geceleri sokaklarda boza satarken yapar. Sorar, sorgular, düşünür ve sevdiğinin aslında kim olduğunu düşünmekten hiç vazgeçmez. Sevmekle istemek arasındaki bağıntının peşine düşer çoğu zaman ve içinden çıkamadığı geceler de olur. Ama onu diğerlerinden ayıran şeyin kafasındaki tuhaflık olduğunun farkındadır… Bu yüzden sokakların peşine düşer Mevlüt ve hikaye başlar…”

( alıntı⬆)

 

 

Bozacı Mevlüt, küçükken köyden İstanbula babasının yanına, hem okumaya, hem de boza satmaya gelir. Babası daha önceki yıllarda mevlüt ün amcası ile beraber gelip kültepeden küçük bir yer çevirip üzerine ev yapmışlardır. Daha sonra mevlüt ün amcası ailesini de getirir, karşı tepeden bir yer çevirir, oraların güçlüsü Hamit Vural la yakın temasta kalırlar ve işlerini yürütürler. Amcaoğulları süleyman ve Korkut ileride inşaat işlerinde falan Hamit Vural ın gölgesinde işlerini biraz büyüteceklerdir.

 

Mevlüt ün babası ve mevlüt ise, amcaoğullarının tersine, değişen istanbul da, inatla sevgi ile, garip bir bağlılık ile, boza satmaya devam edeceklerdir, mahalle mahalle, sokak sokak dolaşarak, sırtlarında bozacı sırığı ve bozacı güğümleri olarak. Bir ara yoğurt falanda satarlar. Mevlüt çeşitli işler dener, roman boyunca. Pilav da satar, dondurma da. Bir büfe de müdürlükte yapar, bir dernek sorumlusu da olur yeri gelir. Ama boza mevlütte bir aşktır, onu bırakmaz. Hem istanbulun sokaklarını geceleri arşınlamayı sever, hem de bozanın getirisi en azından günlük yevmiyeyi doğrultmasına yardım eder. Her ne kadar istanbul değiştikçe, zaman ilerledikçe, boza alan insan sayısı azalsa da.

 

Mevlüt amcaoğlu korkut un düğününde karşılaştığı, samiha ile bir an gözgöze gelir ve onu, gözlerini unutamaz. Samiha aynı zaman da, korkut un eşi vediha nın kardeşi ve mevlütlerin yan taraftaki köyde oturmaktadırlar. Mevlüt istanbul da düğünde karşılaşmıştır gerçi. Roman boyunca kendisine biraz şüphe ile yaklaştığımız, bazen iyilikler, bazende tamiri mümkün olmayan hatalar yapan, mevlüt ün amcaoğlu olan süleyman dan yardım ister mevlüt. Süleyman mevlüt ün mektuplarını vediha aracılığı ile samihaya ulaştıracaktır. Samiha evlerinde en küçük olandır. Ortanca olan rayiha dır. Süleyman bir çakallık yapar ve mevlüt e, düğünde gördüğü kızın isminin rayiha olduğunu söyler. Mevlüt üç yıl mektup yazar, mektuplar rayiha ya yazılır. Rayiha mektupları alır okur. Rayiha nın babası boynueğri abdurrahman biraz başlık parasına tamah eden bir adamdır, rayiha yı istese vermeyeceğinden korkar mevlüt, rayiha yı kaçırmaya karar verir. Süleyman kamyonetiyle mevlüt e yardımcı olacaktır. Onları kaçtıktan sonra tren garına kadar bırakır tren garında şöyle aydınlığa çıkınca ilk kez rayihanın yüzüne bakan mevlüt onun düğünde gördüğü kız olmadığını anlar, şaşırır, kafası karışır, ama nasip kısmet deyip , bu konuyu sıkıntı yapmaz. Roman kız kaçırma hikayesi ile başlar ve devam eder. Bu mesele romanın ilerleyen bölümlerinde, karakterlerin hayatlarına etkiler edecektir. Mevlüt kalbinin sesini dinleyip, çözmeye çalışacaktır kendisini, kalbini, kimi sevdiğini en çok. Rayiha nın bu olaydan haberi olacak mıdır. Oldu diyelim, tepkisi nasıl olacaktır, mevlüt ün hayatında herşeyi tersyüz edebilecek bir mesele midir bu. Süleyman Samiha ile evlenebilecek midir. Diyelim evlenemedi, mevlüt’ün saadetini kıskanıp, bu olanları rayiha ya anlatacak mıdır. Gibi birçok ihtimalle devam ediyor roman.

 

 

Aralarda tarihi olaylardan da değinmek istediklerine değinmiş yazar. Burada hemen iki eleştirimizi de söyleyelim yeri gelmişken, birincisi tarihi olayları verirken ki objektiflik konusunda, ikincisi ise romanın ilk bölümlerinde, insanları tanıtırken, dinci, kürt, türk, alevi, solcu, sağcı, falan gibi sözlerin sıkça kullanılması biraz rahatsız etti, bir okuyucu olarak.

 

 

Ferhat için ayrı bir başlık açmak gerekirdi ama Ferhat ı anlattığımızda hikaye den baya bişey anlatmamız gerekir. Bunu da romanı okuyacak olanlara reva görmeyelim. Romanın okuma heyecanını kaçırmayalım.

 

Herkese iyi okumalar dilerim.

IMG_20151019_235321.jpg

 

 

 

 

 

 

 

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: