Tutunamayanlar / Oğuz Atay

image

Bu kitabı yorumlamak zor. Ağır bi kitap çünkü. Olduğu gibi yansıtabilmek, kitabın neler hissettirdiklerini anlatabilmek oldukça zor. Çünkü klasik kitaplardan ayrılıyor biraz. Klasik romanlardan değil. Hoş klasik roman tabiri de ne kadar doğrudur. Bazı kitaplar birbirine benzer diyelim o vakit, bazı kitaplar ise benzemez. Kendi kendine bi dünyadır. Bu kitap öyle bir kitap.

Oğuz Atay ismini ilk Nazan Bekiroğlundan duymuştum. Bu kitabın değerinin yeterince bilinmediğinden bahsetmişti bir röportajında, o günden beri okumak aklımdaydı. Çünkü bi kaç yazısında daha denk gelmiştim. Kitabı ararken bir gün denk geldi ve hemen aldım.

Kitabı okumaya başladım. Bişeyler seziyorum ama pek bişey anlamıyorum. Ne demek istiyo acaba burda falan derken bi yüz yüzelli sayfa okudum, sıkıldım. İlerlemiyo çünkü, bi tıkanıklık oldu, bıraksam mı acaba dedim. O ara birde vakit sıkıntısı falan derken, birde keyifli bir kitap değil, okuyorsunuz üzülüyorsunuz falan. İnt ten açtım üstadın hayat hikayesini falan okudum, kitap hakkında yazılanlara baktım, yine üstadın yani oğuz Atay ın bir röportajında denk geldim. Mai ve siyah kitabından ve o kitabın yazarından  bahsediyordu. O yazar hep acı çeken insanları yazdı, bende tutunamayanları yazmak istedim gibi. Birde bilinç akışını kağıda dökmek şeklinde bir yöntem varmış.  ikinci yeni cilerin şiir yazarken kullandığı yöntem galiba. Oğuz Atay da o yöntemi kullanarak yazıyormuş bildiğim kadarıyla. Bunu öğrenince tabi biraz daha anladım kitaptaki bana karışık gelen yönleri.

Sonra okumaya devam ettim. Sayfa 200 lerde biraz daha konuyu kavramaya başladım. 300 lerden sonra kitap daha bir sardı ve kitabı okumaya başladığımda, vakitte varsa, bi elli yüz sayfa okumaya başladım. Bir iki aylık bi süreçte okudum galiba. Dediğim gibi hem vakitsizlik hemde zor bi okumasının olmasından kaynaklı oldu bu, tabi birazda benim pek okumak istememem bazen galiba. İlk sayfalarda pek ilerlemiyordu ama 200 hatta 300 leri aştığınızda daha seri bi okuma oluyor. Ama ne kadar okusanızda sayfa geçmek zor. Yazısı çok büyük punto ile yazılmamış, bir sayfada çok kelimeler var, akıp giden bir hikaye yok diyebiliriz, birazda ondan zor ilerlemesi.

Ama içinde çok iyi tespitler var. Çok içten yazılmış bir kitap. Okurken kafka nın çok duyarlı hissiyatı geldi aklıma, gorkinin yazı stilini çağrıştırdı, herşeyi olduğu gibi yazan gorki, çocukluğum adında bi kitabı vardı gorki nin, o kitapta da güzel tespitler vardı ve herşeyi olduğu gibi yazmaya çalışmıştı,  birde dostoyevski nin yeraltından notlar kitabındaki insanın o büyük iç karmaşasını çağrıştırdı kitap.

Bu kitap neden okunur ? tuğla gibi bir kitap, 724 sayfa, ilk 200 300 sayfa oldukça zor ilerliyor falan, peki neden okunur. Ben kendi açımdan söyleyim, çünkü zihin açan bi kitap. Ciddi manada zihin açıyor bildiğiniz.  Yani olaylara yeni bakış açıları kazandırıyor diyebiliriz. Soyut düşünce den bahsediyor mesela, ülkemizde pek gelişmediğinden bahsediyor soyut düşüncenin. birçok sağlam tespitler var, belki bu kitabın haricinde çok az yerde duyabileceğiniz. çok içten yazılmış. Daha birçok sebep vardır. Neyse kitabı pazarlıyor gibi olmayalım. Bu bi kere böyle bi kitaba hakaret olur. Burda sadece kitabı yorumlamaya çalışıyorum naçizane, okudum ve ne hissettiysem yazıp not düşmeye çalışıyorum.

bir yerde bir röportajda şöyle diyor Oğuz Atay, ben gerçeği olduğu gibi yazmayı biliyorum, eğip bükemiyorum gibi bişey söylüyor. Kitabın gücü ve farkı birazda buradan geliyor bence.

Birazda kısaca konusuna değinelim. Kitaptaki karşılaşacağımız karakterlerden başlıcaları, selim ışık, Turgut özben, Günseli, Süleyman kargı,  başka birçok karakter var romanın içinde karşılaşacağımız. Roman çoğu yerde esas hikayeden ayrılıp başka bir hikaye anlatmaya başlıyor ama bu belli bi ritim içinde. Yani bir düzeni var ve ana hikaye yi güçlendirecek, detaylandıracak şekilde. Yani kitabın anlatmak istediklerini. Oğuz Atay birde duyduğu şeyleri yaşadığı şeyleri pek unutmazmış, bu da kitabı yazarken çok kendini gösteriyor. Çok ilginç şeyler var deyişler var kitabın içinde. yani bir söz üstadıyla karşı karşıya olduğunuzu anlıyorsunuz kitabı okurken. bu kitabın yazarının zihin dünyası hayal dünyası çok geniş olmalı. hiç olmadık yerlerden olmadık hikayeler çıkarıyor yazar. hikayenin içindeki bu irili ufaklı hikayelerden de aslında onlar ayrılsa bi kenara ilerletilse onlardan da birer kitap çıkar gibi. Buda yazarın zengin dimağını yansıtıyor.

Konusu demiştik, selim ışık intihar etmiştir. Arkasında notlar bırakmıştır, kağıtlar, selim ışık çok kimseler tarafından anlaşılamayan  anlaşılamamış bir insandır, aşırı duyarlı, düzene pek ayak uyduramayan, kendisi de pek ayak uydurmak istemeyen birisidir. Turgut özben selim ışık ın yakın dostlarından birisidir. Son dönemde pek görüşmemişlerdir. Selim ışık ın bir özelliği de arkadaşlarını birbiriyle tanıştırmaz. Turgut özben selim ışık ın ölümünü kafasından atamaz. Sonra onun arkadaşlarını dostlarını bulmak ve bir kitap olarak yazmak ister bütün bunları. Yani selim ışık ı ölümsüzleştirmek ister bi nevi. Çünkü selim ışık ın ayrı bir felsefesi vardır ve insanlar onu anlamamıştır. İşe süleyman kargı yı bulmakla başlar. Burhan yine selim ışık ın arkadaşlarından dır. Günseli selim ışık ın sevgilisidir. Hikaye bu şekilde ilerliyor. Turgut özben in selim ışık a dair birşeyler bulma çabasıyla ulaştığı arkadaşları, bulduğu notlar ve sonlara doğru selim ışık ın güncesi.

Kitapta yazarın hayatından çok izler olduğu da yine araştırmalarımda okuduğum bişey. Selim ışık ın babasıyla olan görüş ayrılıkları mesela yazarın hayatıyla paralel dir. Yani yazar da ressam olmak istemiş fakat babasının baskılarıyla inşaat mühendisliği okumuştur. Ya da selim ışık ın küçükken geçirdiği ateşli hastalık, yine yazar da küçükken öyle bir hastalık geçirmiştir, birkaç ay hasta yatmıştır bildiğim kadarıyla. Tabi birebir örtüşmez, sonuçta selim ışık bir roman karakteridir, roman bir kurgu dur fakat yazarın hayatından birçok şeyi barındırdığı da gerçektir diye düşünüyorum.

Birde kitabı okurken bazı bölümlerde oradaki hikaye nin kuruluşunda, mesela çocukluktan başlayıp anlatıyor yazar, son dönem fransız filmlerindeki mesela amelie, veya bizim Türk filmlerinde ki mesela mutlu aile defterinde ki anlatım ı yakaladım biraz ve şaşırdım diyebilirim. Yıllar önce üstad bu dili kullanmış kitabında. Birde kitaptaki bazı karakterlerin hayata karşı ilgisizliğinde falan halil sezai inin incir reçeli filmindeki hikayenin anlatılışı karakterin yansıtılışı geldi aklıma.veya bazı anlatımlarda leyla ve mecnun dizisindeki bazı diyaloglar veya hikayeler aklıma geldi. Böyle bir anlatım tekniği var galiba ve bazı yazarlar bu tekniği iyi kullanıyor. Ve birbirlerini de etkiliyorlar. Sonradan öğrendiğime göre deneysel yazım türü gibi bişeymiş ismi. Veya bilinç akışı. Bir cümleden sonra onu yanlışlayan bie cümle geliyor ve okuyucu nun bu konuda düşünmesi bu konuyu sorgulaması sağlanıyor böylece.

İyisi mi eğer okumayı düşünürseniz önce yazarın hayatını falan biraz okuyup sonra kitaba başlamanız daha iyi olur kanaatindeyim. Kitaba bir aşinalık oluşur, yazara bir aşinalık oluşur.

Yazarın diğer kitaplarına da bakmak isterim, özellikle günce sini merak ettiğimi belirteyim.

İyiki okumuşum dediğim bir kitap oldu. Güzel Türkçe mizin böyle güzel yazarları olduğu için şanslıyız.

Kitabı okuyanlar varsa, eğer eksik yanlış birşey varsa yorum bölümünden ekleme düzeltme yaparlarsa sevinirim.

Son olarak olric unutmayalım tabi, olric yazarın hayali arkadaşı, uşağı, fikir alışverişinde bulunduğu hayali karakterdir. Onunla önemli meseleler üzerine konuşur fikir alışverişi yapar, öyle ki kitaptaki çoğu irdelenen mesele hala güncelliğini korumaktadır. Kitap aslında sorgulayıcı dır. Ve bu sorgulamaya okuyucuyu da katar. Okuyucunun zihnini karıştırır, olayların farklı yönlerini gösterir ve eleştirel düşünceyi okuyucuda geliştirmeye çalışır. Yazılması zor bir kitaptır. Her kitap zor yazılır ama böyle sağlam eleştiriler yapabilmek ve bunu iyi bi şekilde kotarabilmek oğuz Atay ın kitabının değerini daha da artırıyor.

image

Advertisements

3 Comments

Add yours →

  1. Oğuz Atay toplumdan çok bireyin sorunlarını ele almış bir yazar. Ve onun satırlarındaki kahramanlar toplumla bir türlü uyuşamamış, onun tabiriyle “Tutunamamış” insanlar. Birçok meseleyi kendine has üslubuyla ele alıyor ve bu meselelere mizah yeteneğinden de parçalar katıyor. Siz de onu ve Tutunamayanlar’ı güzel bir şekilde anlatmışsınız fakat okumayanların anlatılınca anlayabileceği bir kitap değil bence çünkü okuyanlar da kitaptan farklı sonuçlar çıkarabiliyorlar. Kesinlikle diğer kitaplarını da okumalısınız. Günlük’ten sonra Korkuyu Beklerken’i okumanızı öneririm.

    Liked by 1 person

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: